Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
28/11/2007 · Kategori: GEZELIM GORELIM
AMASRA
Çok güzel bir dağ manzarası eşliğinde Bartın’a oradan kuzeydoğuya yönelerek Amasra’ya ulaşılıyor. Amasra sadece Karadeniz’in değil, Türkiye’nin en güzel tatil beldelerinden biri. Tarihi M.Ö. 2000’li yıllara uzanan Amasra, M.Ö. 3. yüzyıla kadar Esamos olarak anılmış. M.Ö. 4. yüzyılda Tiran Densy’nin dul eşi Amatris burada kendi adını taşıyan bir kent kurarak bağımsız kraliçelik yaptı. 1460’da karadan ve denizden kuşatarak fethettiği Amasra’yı tepeden seyreden Fatih Sultan Mehmet yanındaki Lalasına”Burası Çeşm’i Cihan mı ola” diye sormuş. Gerçekten de iki koy üzerine bir yarım ada olarak uzanan Amasra’ya tepeden baktığınızda siz de dünyanın gözlerini göreceksiniz. Bu eşsiz doğa güzelliği, ılıman yaz mevsimi, çevre koyları ve ağaçtan yapılma hatıra eşyaları ile ünlü Amasra’da gecelemek için uygun küçük otel ve pansiyonrlar bulabilirsiniz. Kent gezisine müzeden başlamalı. Kent girişindeki ilk koyun kenarındaki müzede tarihi kentten arkeolojik buluntular ve etnografik eserler sergileniyor. İkinci durağınız çarşı. Tahta gereçlerin ve oyuncakların satıldığı çarşıdan dostlarınız için bir hediye alıp Kaleye tırmanıyorsunuz. Ardından da tarihi yarımadaya geçiyorsunuz. Roma dönemi kalıntıları çevreye dağılmış durumda. Çok görkemli bir antik geçmişi olan Amasra’nın ne yazık ki bugüne kalan kalıntıları çok iyi durumda değil. Amasra çevresinde denize girmek için çok uygun plajlar da var. Çakraz, Bozköy ve Akkonak bunlardan birkaçı. Amasra aynı zamanda bir balıkçı kasabası. İskeleye yanaşan balıkçı motorlarından çıkan taze karadeniz balıkları, mevsimine göre iskeledeki lokantalarda hazırlanıyor ve masaya getiriliyor. Canlı Balık, Çeşmi Cihan ya da Çınar restoranlarından birine oturup, balıkçı tezgahlarında gözünüze kestirdiğiniz bir balığı ısmarlayın. Yanında midye tava ve salata olsun. Salata porsiyonunun büyüklüğü sizi korkutmasın. Öylesine lezzetli ki, balığın yanında hızla tükeniyor.Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
28/11/2007 · Kategori: GEZELIM GORELIM
MAŞUKİYE
Buraya otobandan gelmek son derece kolay. İstanbul’dan çıktıktan yaklaşık 1,5 saat sonra insanın içini ferahlatan dereleriyle Maşukiye alabalık vadisine varıyorsunuz.
Maşukiye’ye ulaşmanın en kısa yolu ücretli otoyoldan geçmek. İzmit-Adapazarı yolundan ilerleyip İzmit (Doğu) sapağından girmeniz gerkiyor. Bundan sonrası etrafı yemyeşil, sağlı sollu et-mangal ve alabalık lokantalarıyla dolu bir yol. Çevreniz elma, ceviz, kiraz ağaçlarıyla kaplı.
Maşukiye’nin ismi aşık anlamına gelen maşuktan geliyor. Gerçekten de etraftaki doğal güzellikler “buraya gelen aşık olur” sözünü doğruluyor.
Maşukiye’ye girdiğinizde Kartepe yolunu takip ederseniz alabalık retoranlarına varıyorsunuz. İsterseniz bu restoranlardan birine girip dere üzerine kazıklarla kurulmuş tahta masalara yerleşebilirsiniz.
Maşukiye demek alabalık demek. Zaten bölgenin adı da alabalık vadisi. Biz kiremitte alabalık sipariş ederken restoranın köpeği Tarçın etrafımızda dolanmaya başlıyor ve hemen masamızın yanına yerleşiveriyor.
Dere kenarında fonda kuş sesleri eşliğinde sakin ve huzurlu bir yemek yiyebilirsiniz. Fırında mantar ve güveçte köy peyniri de Maşukiye’nin özel yemekleri. Ama çoğunluk buraya kiremitte alabalık yemeye geliyor.
Alabalık vadisinde yukarılara doğru çıkmaya başlıyoruz. Dağın yamacında otlayan koyunlar oldukça ilginç bir manzara oluşturuyor.
Etrafta dere ve su pınarları var ama Maşukiye’ye gidince görün dedikleri şelalenin aslında Devlet Su İşleri’nin yaptığı bir set olduğunu öğrenince şaşırıyoruz doğrusu.
Maşukiye’de bu sene geçmiş yıllara oranla daha fazla konaklama alternatifi var. Maşukiye’nin merkezindeki yayla otel bunlardan biri.
Yayla Otel Maşukiye’nin en yenisi. Burası önceleri sadece restoran iken şimdi bir otel olarak da hizmet veriyor.
Yayla Otel tamamen çam ahşabından yapılmış. Zaten içi de mis gibi kokuyor. Bahçesindeki yeşil banklar ise keyifli bir ortam yaratıyor. Bu otelin diğer bir özelliği de alkollü içki verilmemesi.
Maşukiye’nin meydanında hediyelik eşya satan dükkanlar var. Tahtadan yapılmış süs eşyaları, yöresel peynirler ve sırt bölgesi için tasarlanmış ahşap masaj aletleri en çok satılanlar.
Meydandan çıkıp bu kez de Maşukiye’nin diğer oteline yöneliyoruz. Butik otel, yörenin huzurunu tam anlamıyla yansıtan son derece şirin bir yer. Bahçesindeki minik el arabası ve rengarenk saksılar gibi küçük detaylar şehirden çok uzaklarda olduğunuzu size hissettiriyor.
Maşukiye Butik Otel’in sahibi Yalçın Karabacak, buraya gelenlere, zaman ayırıp çevreyi, özellikle de İznik gibi civardaki tarihi yerleri gezmeden dönmemelerini öneriyor.
Biz şimdilik o kadar uzağa gidemeyeceğiz ama tepelere doğru yol almak iyi bir fikir gibi görünüyor. Şimdi istikametimiz Kirazlı Yayla.
Maşukiye’ye gelip de kirazlı yaylaya çıkmadan dönmeyin. Burası aslında büyük bir piknik alanı. Ama sadece manzara izlemek için de gelebilirsiniz. Çünkü aşağı baktığınızda Maşukiye bölgesi ve Sapanca gölü boydan boya görülebiliyor.
Kirazlı Yayla bölgeye tam anlamıyla kuşbakışı bir görüş sağlıyor. İzmit Körfezi bile ayağınızın altında.
Biz Kirazlı Yayla’dan daha da yukarıya çıkarken aracımızın ısısı düşmeye başlıyor. Kartepe’ye çıkana kadar 20′li derecelerden 10′lu derecelere kadar iniyor. Bu yüzden yukarılara çıkmayı planlayanların yanlarında kalın birşeyler de getirmeyi ihmal etmemeleri gerekiyor.
Ayrıca şu anda yolun toprak ve virajlı olması, araçları oldukça yavaşlatıyor. Ama bir yandan da yeni sezon için asfalt çalışmaları sürüyor.
Kartepe’nin tepesindeki Green Park Oteli, geçtiğimiz kış hizmete giren bir kayak merkezi aslında. Ama yazın da gelinebilecek bir yer. Yolu göze alırsanız manzarası için bile gelebilirsiniz.
Otel, şu anda ziyaretçilere açık, ama yazlık aktiviteler henüz başlamamış. Burası yazın sıcak günlerinde serinlik yaşamak isteyenler için bir seçenek olabilir.
Kartepe’yi arkamızda bırakıp bu kez de sapanca gölü kıyısına uzanıyoruz. Gölde su kayağı yapılabiliyor. Ayrıca yüzmek isteyenler de göle girebiliyor. Ama maşukiye spordan ziyade dinlenmek ve huzur bulmak isteyenlerin tercihi gibi görünüyor.
Maşukiye’deki son durağımız çiçek seraları. Orhan Aydoğan yıllardır Maşukiye’de çiçek ve bitki seracılığı yapan bir ailenin ferdi. Atatürk’ün getirttiği yüzyıllık ağacı gösteriyor hemen bize.
Maşukiye’nin önemli bir özelliği de tüm sokak isimlerinin çiçek adları olması. Belediye ilk kurulduğunda sokaklara Maşukiye Çiçekçilik’ten alınan listeye göre menekşe, papatya, oya ağacı sokak, küpe çiçeği caddesi gibi isimler verilmiş.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::









