13/5/2009 · Kategori: YORUM
Arkadaşlık,dostluk yada başka bir anlamı varsa o.Nedir bu?İnsanlar sosyalleşebilmek için çeşitli etkinliklere katılır,gruplara girer ve çıkar.Bir şeyler vesile olur etkileşim kurabilmek için ve bazı duygular gelişir.Duyguların en güzelini de allah insana vermiştir.Sevme,saygı,insaf vb duygular insanı insan yapan özellikledir.
Bu özellikleri itibari ile insan geçmişte yaşadığı güzellikleri her zaman ve ne olursa olsun iyi anmaya çalışır.Yıllar geçse bile eşini,dostunu iyi anar.Yani geçmişte yaşadığı kendine göre kötü anıları gelecekte iyi olabileceğini düşünerek buzdolabına kaldırır ve kötü sözler söylemekten kaçınır.Yarın yüzyüze bakacağını düşünerek kötü sözler söylememesi ve kötü eylemlerde bulunmaması için akıl vermiştir.Neden şeytanca fikirlere sahip olur bilinmez,neden kendi kendine hem gelin olur hem de güvey anlaşılmaz.Bu hem insanlığın bir gereği hem de dinimizin emri,peygamberimizin sünnetidir.Neyi paylaşamıyor insan oğlu anlam veremiyorum.Kısacık dünya hayatını kendine ve eşine-dostuna zehir etmenin ne anlamı var.
Dostum,arkadaşım,kardeşim diyebildiğin kişiyle bugün iyi olduğunda iyi,kötü olduğunda da iyi olman gerekmez mi?
Gıybet nedir peki onu biliyormuyuz.Hemen anlamına bakalım...
Gıybet, çekiştirme; duyduğu zaman insanın hoşuna gitmeyecek olan bir kusurunu gıyâbında söylemektir. Gıybet başlıca aşağıdaki husûslarda olur.
Bedenî Gıybet: Gözü şaşıdır, bir gözü kördür, başı keldir, yüzü sivilcelidir, boyu kısa veya uzundur, siyahdır, sarıdır, gibi duyduğu zaman kişinin canının sıkılacağı şeyleri söylemek.
Nesebî Gıybet: Ana ve babası için, kötü insandır, gibi hoşuna gitmeyecek herhangi bir şey söylemek.
Ahlâkî Gıybet: Kötü huyludur, cimridir, kibirlidir, riyâkardır, hiddetlidir, korkaktır, âcizdir, tahammülsüzdür, yüreksizdir, demek gibi.
Dînî Gıybet: Hırsızdır, yalancıdır, içkicidir, kumarbazdır, hâindir, zâlimdir, namaza ve zekâta tenbeldir, namazı güzel kılmaz, pislikten kaçınmaz, ana babasına itâat etmez, zekâtı yerine vermez, gibi sözler.
Dünyevî Gıybet: Edepsizdir, insanlara ihânet eder, halkın hakkına, hukûkuna riâyet etmez, her yerde kendisini haklı görür, çok konuşur, çok yer, çok uyur, vakitsiz uyur, oturacağı yeri bilmez, demek gibi.
Giyinişin Gıybeti: Kıyâfeti geniştir, dardır, uzundur kısadır, kirlidir, gibi sözler gıybet olur.
Yani ben müslümanım allaha ve yasak ettiği şeylerden uzak durmaya inanıyorum deyen kişi hem günah olduğu için gıybet etmemeli hemde eskiden ben bu kişi ile dosttum diye düşünerek guybeti bırakmalıdır.
Ne insanlar gördük yüze gülerken arkadan gıybet eden.Ama unutmamak gerekirki bizim görmediğimiz gören allah var.Kulu kandırabiliriz ancak allahı asla.
Saygılarımla
21/4/2009 · Kategori: HABER
Cumhuriyete ve bağımsızlığa giden en önemli virajlardan bir tanesidir 23 Nisan 1920 tarihi.Bandırma vapuru seyahati ile başlayan bu yolculuk 23 Nisan tarihinde TBMM'nin kuruluşu ile farklı bir ivme kazanmıştır.Ve 23 Nisan'da millet yönetme yetkisini kendi aldı.Bu yıllarca işgal altında olup,egemen devletlerin oyuncağı haline gelen milletimiz için çok önemli bir aşamadır ve kan ve göz yaşı ile elde edilen yönetme yetkisinin avucumuzun içinden gitmemesi için gereken her şeyi yapabilmeliyiz.Geçmişten gelen bu ruhu geleceğe de aktarabilmek için yükselen yeni nesile borcumuzu ödeyelim.
Tüm Türkiyenin ve dünya çocuklarının Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.
16/4/2009 · Kategori: YORUM
Hepimizin zaman zaman gönülden bağlandığı dostları vardır.Konuşamazlar ama bizi anlarlar,bize can yoldaşı olurlar.Bazen elimizde doğarlar,bazende ya bir başka dostumuz getirir ya da biz sokak köşesinde buluruz.Elimizde büyürler,kıyamayız başına bir iş gelmesine.
Çocukluğumuzda ördek yumurtasını kuluçkaya yatırmıştık,o yumurta çatlayıp içinden ördek yavrusu çıkınca ne kadar mutlu olmuştuk kardeşimle.Onu büyütebilmek için ne çaba sarf etmiştik.Yavaş yavaş büyüyünce arkamızdan gölge gibi takip etmeye başlamıştı badi badi yürüyerek.Ve bir gün.......İşte o zaman çok üzüldük.
Yine çok sevdiğim bir arkadaşım can dostunu kaybetti.Eliyle büyütüp,eliyle beslediği,hasta olduğunda yaralarını eliyle temizlediği,onunla sohbet ettiği can dostunu.Bizde sevmiştik ne kadar korkarak yaklaşsak da kedi sesi ile onu kızdırabilmek bile hoştu.Ama artık yok.Bakın Misketin hikayesini bir de dostumuzdan dinleyelim.Başın sağolsun..
Sevgili ve can dostum Misket...
Çocukken misketlerimiz vardı, rengarenk… Biraz büyünce misket havası olduğunu öğrendik ve büyüklerimizle bol bol döktürdük… Çok daha da büyünce ben, Misket’im oldu…Sarı, şirin mi şirin, gözleri bal rengi içleri gülen, kulakları kırık, kocaman, sımsıcak, asil duruşlu, candan, beni anlayan, afiyet olsun demeden yemeğini yemeyen, koş deyince koşan, dur deyince duran, oturunca pati uzatan, kulaklarının arkasını bana kaşıttıran… Çocukların yanından geçerken “vaay Lessi” dedirten, büyükleri kendine hayran bırakan, yakışıklı, Koli soylu Misket’im, en iyi dostum…
Mayıs’ta henüz dört yaşını bitirecektin ama sen kocaman adamdın, şımarıktın, çapkındın, kaçardın evden zaman zaman… Anlayışla karşılardım, geldiğine çok sevinirdim, zira gidecek başka yerin yoktu… Sevenlerin çoktu…
Dağa bırakılacakmışsın, Ant’oşum kıyamamış sana, getirmişti seni Ankara’dan bana… Ne Habi’nin ne Fuat’ın şikayeti yoktu senden, çok sevmişlerdi seni ama beşinci katın iki metre balkonda yaşayamazdın ki ömrün boyu… Şaşkındın ilk geldiğinde, sevdim seni ilk gördüğümde… Hemen kaynaştık, güzel anlaştık… Hatiç vardı bir de, ve Ayşe Sultan seni seven… Ve tabi ki sevgili oğlum Mersin ve biricik eşi ve kızım Berna…
Severdi hem de korkardı senden çocuklar: Ayberk, Tauna, Yiğit, Arda’m, Çağla ve Lara ve Alper… Çocuklar değildi tabi sadece senden korkan, Semra ve Serpil ve postacı ve de SU’cu… Oysa sen oynamak isterdin, o yüzdendi insanların üzerine atlaman… Sevmişlerdi seni bana gelen tüm dostlarım: İffet,Ayça,Sinan,Şükriye,Derya,Hülya,Makbule,Kemal,Meltem ve sayamadıklarım,… Anam, babam, ablam, Yaşar teyzem hayran kalmışlardı sana… Sevmiştin sen de hepsini…
Sevmeyenler de vardı muhtemel ki, saldırıp kaçtılar sana bir değil, iki değil tam üç kez… Düşmanlık insanlara mahsus sanmıştım oysa… Her iki saldırıyı daha çok yara almana rağmen atlatmıştın Misket’im.. Son saldırı daha mı kötüydü yoksa sen mi pes etmiştin… Ya da ben mi hafife almıştım? ……..
Kararlıydın bu defa… Gözlerini kaçırman zira bundandı… Utanıyordun… Gururluydun ne de olsa… Yememen ve içmemenden anlamam gerkti niyetini… Canımmmmmm,
Misket’im benim, can yoldaşımdın, beni kollayan koruyandın… Beni bırakıp nasıl gidebildin?… Sensizliğe nasıl alışırım hiç düşündün mü?.........
Yanıyor, yanıyor, yüreğim paramparça…
Beni affet Misket’im…..
Yıldızlara selam eyle…. Nurlar içinde yat…. Işık yoldaşın olsun ….
Her gece yıldızların arasından bana kuyruk sallayışını seyredeceğim… Benim de sana el sallayışımı görünce gözlerin ışıldayacak yine eskisi gibi, biliyorum…
Ama hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak…..
Özlemle….
Sevgiyle……
Aşkla………….
Veda: 14.Nisan 2009 Saat 22.30…..